ATAD



ATAD’ın yapısı ve görevleri
: A(E)T/AB organlarından biridir. Topluluğun/Birliğin hukuki denetimini yapar. Avrupa Toplulukları Antlaşması 220. maddeye (eski 164) göre, Kurucu Antlaşmaların yorumlanmasında ve uygulanmasında hukuki teminat sağlar. Kurucu Antlaşmaların dışında da tam üyeliğe dönük ön üyelik antlaşmaları, mevcut protokoller ve ortaklık konseyi kararlarının yorumlanması ve uygulaması da hukuki saha olarak ATAD’ın görev ve yetkisi içinde yer almaktadır. Bu hedef ATAD’ın en önemli görevi olarak belirlenmiştir. Bunun yanı sıra ATAD’ın bu görev alanına Topluluğun/Birliğin ikincil hukuk kaynakları da girmektedir ki bunlar, kararname, yönerge, karar, tavsiye ve görüştür. ATAD, Topluluk/Birlik Hukukunun gelişiminde verdiği karar ve içtihatlarla da oldukça önemli bir role sahiptir. İçtihatları Topluluk/Birlik Hukukunun birincil kaynakları içinde yer alır. A(E)T Antlaşması 234. madde kapsamında Önsorun yöntemi ile kendine gelen ihtilaflarda çerçeve kararlar verir. ATAD’ın bütün kararları hem A(E)T/AB Kurum ve Organları hem üye ülkeler için hem de A(E)T/AB ile ortaklık ilişkisine girmiş 3. ülkeler veya aday ülkeler için de bağlayıcıdır ve kararlar hiyerarşik olarak ulusal hukukların üstünde yer almaktadır. ATAD üç farklı mahkeme şeklinde organize olmuştur. (i) Yüksek Mahkeme: 27 ‘yargıç’ ve 8 ‘kanun sözcüsünden (kamu sözcüsü)’  oluşmaktadır. Yargıçlar tarafsız ve objektif olmak zorundadırlar. Kanun Sözcüsü (Kamu Sözcüsü) ihtilaf ile ilgili hukuki değerlendirmeleri yapar ve görüş bildirir. (ii) İlk derece Mahkemesi: 27 Yargıçtan oluşmaktadır. Kanun Sözcüsü (Kamu Sözcüsü) bulunmamaktadır, ancak mahkeme kendi içinde bir yargıcı bu göreve atayabilir. (iii) Personel İşleri Mahkemesi: 7 yargıçtan oluşur. Kanun Sözcüsü (Kamu Sözcüsü)  yoktur.

ATAD’ın Türk vatandaşları ile ilgili kararları:
 
1-Oturum ve serbest dolaşım hakkına ilişkin kararlar (kronolojik sıra):

 · Demirel (30. 9. 1987 gün ve C-12/86 sayılı karar)

 · Sevince (20. 9. 1990 gün ve C-192/89 sayılı karar)

·  Kuş (16. 12. 1992 gün ve C-237/91 sayılı karar)

·  Tetik (23. 01. 1997 gün ve C-171/95 sayılı karar)

·  Kadıman (17. 04. 1997 gün C-351/95 sayılı karar)

·  Eker (29. 05. 1997 gün ve C-386/95 sayılı karar)

·  Kol (5. 06. 1997 gün ve C-285/95 sayılı karar)

·  Ertanır (30. 09. 1997 gün ve C-98/96 sayılı karar)

·  Günaydın (30. 09. 1997 gün ve C-36/96 sayılı karar)

·  Akman (19. 11. 1998 gün ve C-210/97 sayılı karar)

·  Birden (26. 11. 1998 gün ve C-1/97 sayılı karar)

·  Ergat (16. 03. 2000 gün ve C-329/97 sayılı karar)

·  Eyüp (22. 06. 2000 gün ve C-65/98 sayılı karar)

·  Kurz (19. 11. 2002 gün ve C-188/00 sayılı karar)

·  Ayaz (30. 09. 2004 gün ve C275/02 sayılı karar)

·  Sedef (10. 01. 2006 gün ve C-230/03 sayılı karar)

·  Torun (16. 02. 2006 gün ve C-502/04 sayılı karar)

·  Güzeli (26. 10. 2006 gün ve C-4/05 sayılı karar)

2-Hizmetin Serbest dolaşımı ve yerleşim serbestîsi ile ilgili kararlar (kronolojik sıra):

· Savaş (11. 05. 2000 gün ve C-37/98 sayılı karar)

· Abatay/Şahin (21. 10. 2003 gün ve C-317/01 sayılı karar)

· Tüm ve Darı (20. 09. 2007 gün ve C-16/05 sayılı karar)

3-Türk vatandaşlarının aile üyelerinin sosyal haklarda eşit işleme tabi tutulmasına ilişkin kararlar (kronolojik sıra):

·Taflan/Met (10. 09. 1996 gün ve C-277/94 sayılı karar)

·Sürül (04. 05. 1999 gün ve C-262/96 sayılı karar)

·Öztürk (28. 04. 2004 gün ve C-373/02 sayılı karar)

·Gürol (07. 07. 2005 gün ve C-374/03 sayılı karar)

4-Türk vatandaşlarının sınır dışı edilmelerinin sınırlanması ile ilgili kararlar (kronolojik sıra):

- Nazlı (10. 02. 2000 gün ve C-340/97 sayılı karar)

· Çetinkaya (11. 11. 2004 gün ve C-467/02 sayılı karar)

· Aydınlı (07. 07. 2005 gün ve C-373/03 sayılı karar)

· Ünal/Dörr (02. 06. 2005 gün ve C-136/03 sayılı karar)

· Doğan (07. 07. 2005 gün ve C-383/03 sayılı karar)

· Derin (18. 07. 2007 gün ve C-325/05 sayılı karar)

· Polat (04. 10. 2007 gün ve C-349/06 sayılı karar)

5-Ayrımcılık yasağıyla ilgili kararlar (kronolojik sıra):

·Koçak/Örs (14. 03. 2000 gün ve C-102/98 sayılı karar)

·Wählergruppe/Birlikte (08. 05. 2003 gün ve C-171/01 sayılı karar)

·Öztürk (28. 04. 2004 gün ve C-373/02 sayılı karar)

· ATAD’ın bazı örnek kararlarının özetleri:

A-    Oturum ve serbest dolaşım hakkına ilişkin kararlar

1.DEMİREL Davası ve ATAD’ın 30. 09. 1987 tarih ve C-12/86 sayılı kararı

Meryem Demirel adlı vatandaşımız, 1981 yılında evlendiği eşini ziyaret amacıyla 1983 yılında oğlu ile birlikte, geçici bir vizeyle Almanya'ya gitmiştir. Demirel'in eşi de, Almanya'ya aile birleştirmesi çerçevesinde giden ve o tarihten itibaren Almanya'da yasal olarak istihdam edilmekte olan bir Türk vatandaşıdır. Demirel, 1984 yılında Almanya'dan ayrılacağını resmen beyan etmiş olmasına rağmen süresi sınırlı vizesinin bitiminde hamile olduğunu ve geçimini sağlayacak başka bir kaynağı olmadığını gerekçe göstererek Almanya'yı terk etmemiş, bunun üzerine bulunduğu ilin idaresi 5 Haziran 1985 tarihine kadar ülkeyi terk etmediği takdirde sınırdışı edileceğine dair bir karar almıştır. Demirel, 12 Haziran 1985'te gene hamile olduğunu ileri sürerek yukarıdaki karara itiraz etmişse de bu itirazı reddedildiği için söz konusu kararın iptali için Stuttgart idare Mahkemesine başvurmuştur. Yargılama sonucu sorun Mahkeme tarafından Divan’ın önüne götürülmüştür. Demirel Kararı ile ATAD, Türk vatandaşlarının A(E)T/AB Hukuku’ndan doğan haklarıyla ilgili olarak 1964 yılından sonra ilk kez bu kararı vermiştir. Böylece Topluluk ve Türkiye arasındaki 1963 tarihli Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik /Ankara Anlaşması ve 1973 tarihli Katma Protokol ve diğer düzenlemeler hakkında bütün üye ülkeleri bağlayacak bir yorum yolu açılmıştır. O tarihlerde bu davanın devrim niteliğindeki bu boyutu toplumumuzun ilgili birimlerinin hemen hemen hepsinin hiç ilgisini çekmemiştir. 1961 tarihli Yunanistan ve A(E)T arasındaki Atina Anlaşması için benzeri karar 1974 yılındaki Haegeman Kararıdır. Bu karar Türkiye’de hep göz ardı edilmiştir. Bu görmemezliğin maliyeti toplumumuza çok büyük olmuştur ve bu ülkemizin önünü tıkamıştır. Divan’ın kararında, Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik /Ankara Anlaşmasının 7. ve 12. maddeleri ve Katma Protokol'ün 36. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, üye ülkelerde ikamet eden Türk işçilerinin serbest dolaşımına, mevcut bir idari uygulamanın değiştirilmesi yoluyla kısıtlama getirmeyi engelleyecek şekilde doğrudan uygulanabilir etkiye sahip olmadığı söylenmiştir. Buna rağmen, sonuç itibariyle Demirel Kararı, bu vatandaşımızın aile birleştirmesi hakkını sağlamamakla birlikte, Türkiye-A(E)T Ortaklık Hukuku’nun, Topluluk Hukuku’nun bir parçası olduğunu teyit eden ilk Divan Kararı olması açısından önem taşımaktadır.

2.SEVİNCE Davası ve ATAD’ın 20. 09. 1990 tarih ve C-192/89 sayılı kararı

Salih Zeki Sevince, 1979 yılının Şubat ayında Adana’dan kalkıp, Hollanda’ya geldiğinde yasal süreçlere dair hiçbir bilgisi bulunmamaktaydı. 11 yıl sonra ise Avrupa Hukuk Tarihi’ne geçen ikinci Türk oldu. Onun bu uğraşısı sonucunda 1976 tarih, 2/76 sayılı ve 1980 tarih, 1/80 sayılı Türkiye – A(E)T/AB Kararları’nın, Avrupa Hukuku’nun ayrılmaz bir parçası olduğu teyit edilmiş oldu. Onun açtığı yolda devam ederek, bugün sayıları 5 milyona yakın Avrupalı vatandaşlarımız için milli yasaların yanında, Ortaklık Hukuku da artık belirleyici hukuk sistemi olarak kabul edilmeye başlanmıştır.

2/76 ve 1/80 sayılı A(E)T/AB Ortaklık Konseyi Kararları’nın Avrupa Hukuku’nun bir parçası olduğunun teyit edilmesi sonucunda Avrupa’daki vatandaşlarımızın hukuki statüleri Topluluk/Birlik Yurttaşlarınınkiyle hemen hemen aynı konuma geliyordu. Bir başka ifadeyle bir üye ülkede 4 ya da daha fazla sayıda çalışan Türk işçileri Avrupa Hukuku açısından bakıldığında “ekonomik vatandaş” statüsüne kavuşmuş oluyordu.

Türkiye’den yapılan göç tarihi için bir dönüm noktası olan bu karar ne yazık ki ilgili birim ve kurumlar tarafından hiçbir ilgi görmemiştir. Türk tarafı 3 maymun rolünü oynarken, Alman Kurumları ve Yabancılar Sorumluları bu kararın kendilerini bağlamadığı gibi mesnetsiz bir iddiada bulunmuşlardır. Ne yazık ki aynı iddia 21 Eylül 2007 tarihinde Vizesiz Avrupa konusunda çıkan karar için de tekrarlanınca, bir gazetede bu saptırma haberi dikkate alarak toplumu yanlış bilgilendirmiştir.

3.KUŞ Davası ve ATAD’ın 16. 12. 1992 tarih ve C-237/91 sayılı kararı

Sevince   kararından sonra Avrupa Türkleri Serbest Dolaşım İnsiyatifi’nin girişimleriyle başlatılan bilinçlenme süreci ATAD’ın vermiş olduğu Kuş Kararıyla ivme kazanmıştır. Bu kararla Avrupa üye ülkelerinde Ortaklık Hukukunun ulusal yasaların üstünde olduğu prensibi kabul edilmeye başlanmıştır. Kararın beklenen sonuçları çok önemli olduğundan bu kararın çıkmasına üç ay kala, bu kararı etkilemek için dünyanın sayılı dergilerinden biri olan haftalık Der Spiegel’de yayınlanan “Cehenneme Giden Yol İyi Niyet Parkeleriyle Döşenmiştir” başlıklı bir makale kaleme alınmış ve bu makaleyle ATAD’ın karalarında A(E)T/AB üye ülkelerinin çıkarlarını koruması gerektiği konusunda ATAD uyarılmıştır. Bu makalenin yazarı ise zamanın federal çalışma bakanı olan Norbert Blüm’den başkası değildir. Bununla birlikte Divan, “ATAD’da bağımsız yargıçlar görev yapar” dedirtecek bir saygınlıkla hukukun üstünlüğünü ve yasaların gereğini yerine getirmekteydi. Ancak bu kararları alanlar bir bedel ödemek zorunda bırakılmıştır. Nitekim kararı verenlerden biri olan Alman kökenli yargıç görevine Frankfurt Üniversitesi’nde devam etmek zorunda bırakılmıştır.

4.Eroğlu Davası ve ATAD’ın 05. 10. 1994 tarih ve C-355/93 sayılı kararı

Avrupa Hukuk tarihinin yazılmasına katkıda bulunan dördüncü vatandaşımız ise Yozgatlı Hayriye Eroğlu olmuştur. Hamburg Üniversitesi’ne öğrenci olarak gelen Eroğlu’na mezun olduğunda Almanya’yı terk etmesi gerektiği bildirilmiştir. Eroğlu ise “Annem ve babam 3 yıldır burada çalışıyorlar, okulumu da bitirdiğime göre burada kalma hakkım vardır” diyerek aile bireylerinin Ortaklık Hukuku’ndan doğan haklarının ilk savunucusu olmuştur. Dava sonrası Eroğlu dilinin döndüğü kadar bu davayı birçok toplantıda anlatmıştır. Eroğlu’nun bu çabalar ise Türk kurumları tarafından kendilerine batırılmış bir iğne gibi algılanırken, Eroğlu Almanlar tarafından ise damgalanmıştır.

5.BOZKURT Davası ve ATAD’ın 06. 06. 1995 tarih ve C-434/93 sayılı kararı

Diğer davalar bir çorap söküğü gibi birbirini takip etti. Resmi makamlar yanında sivil toplum kuruluşlarının desteği olmazsa da yüzlerce vatandaşımız Almanya’da ve Hollanda’da “hak kavgası” vermişlerdir. Bu ülkelerdeki vatandaşlarımız dava açmaya devam ediyorlardı ve artık kartopu giderek büyüyordu. 1995 yılında ise Bozkurt Kararı çıktı. Bu kararla çalışma ve oturma izni muaf mesleklerde çalışanlar (gemiciler, tır sürücüleri, gazeteciler, araştırmacılar vs.) ile sayıları yaklaşık yüz binin üstünde olan insanlarımızın uğradıkları hukuki haksızlıklara son veriliyordu. Kararda şu hükümler yer almıştır:

(i) Hollanda mevzuatı uyarınca akdedilmiş bir iş sözleşmesiyle bir Hollanda şirketi nezdinde uluslararası kamyon şoförü olarak çalışan bir Türk işçisinin bir üye ülkedeki istihdamı, Divanın 9/88 sayılı Kararı’ndaki kriterler uygulanarak 1/80 sayılı OKK'nın 6. maddesi kapsamında yasal çalışma sayılabilir. Dava konusu Türk vatandaşının söz konusu üye ülke ile yeterince yakın bir istihdam ilişkisi bulunup bulunmadığının tespiti ulusal mahkeme tarafından yapılır. Ulusal mahkeme bunu yaparken özellikle kişinin işe alındığı yeri, ücretli istihdamın merkezini, istihdam ve sosyal güvenlik alanında uygulanan ulusal mevzuatı dikkate almalıdır. 

(ii) Bir Türk işçisi, bir üye devlette işini ifa edebilmek için çalışma ya da ikamet izni almasına gerek bulunmadığı hallerde 1/80 sayılı OKK’nın 6/1 maddesi kapsamında yasal istihdam edilmiş sayılabilir. Yasal istihdamın mevcudiyeti, söz konusu kişinin ikamet hakkını da doğurur.

(iii) Bu dava konusu şahsın benzeri bir Türk işçisi 1/80 sayılı OKK'nın 6. maddesinden kaynaklanan ikamet hakkını devamlı veya tamamen işgöremez duruma düştükten sonra sürdüremez.

Sonuç itibariyle, Bozkurt Kararı’nın en önemli yönü, bir üye ülkede ikamet izni ve çalışma izni gerektirmeyen bir işte çalışmış bir Türk işçisinin, istihdam ilişkisinin Divan kararlarıyla belirlenen kriterlere uygun olması halinde, bu üye ülkedeki çalışmasının 6. madde kapsamında yasal çalışma sayılabileceğini ve bu süre içinde de ikamet hakkına sahip olduğunu ortaya koymasıdır.

6.Tetik Davası ve ATAD’ın 23. 01. 1997 tarih ve C-171/95 sayılı kararı

Recep Tetik, Konya’dan gelip Alman gemilerinde çalışan bir işçiydi. Gemilerde dört yıl çalıştıktan sonra ATAD kararı (OKK 1/80 hükümleri) gereği Türk denizcileri, pasaportlarına ‘karada da çalışabilir’ damgasını vurdurtabilmişlerdir.  Kararda Divan şu hükümleri açıklamıştır:

‘1/80 sayılı Kararın 6/1 maddesinin 3. bendi, bir üye ülkede 4 yıldan fazla süreyle yasal olarak istihdam edilen, aynı üye ülkede başka bir iş arama amacıyla işinden kendi isteği ile ayrılan ve hemen yeni bir iş bulamayan bir Türk işçisinin, bir üye ülkenin işgücü piyasasına kayıtlı olmayı sürdürmek üzere istihdam bürolarına iş arayan olarak kayıtlı olmak gibi o ülkenin mevzuatının gerektirdiği formaliteleri yerine getirdiği müddetçe o ülkede yeni bir iş bulma amacıyla makul bir süre için iş arayabileceği şeklinde yorumlanmalıdır. Bu sürenin tayini üye ülke tarafından, bu hususta mevzuat hükmü bulunmaması halinde ise her bir dava için ulusal mahkeme tarafından yapılır. Ancak bu süre işçinin yeni bir iş bulmasına imkân verecek makul bir süre olmalıdır.’

Sonuç itibariyle Tetik Kararı’nın en önemli sonucu, bir üye ülkede 1/80 sayılı Kararın 6/1. maddesinin 4. bendi kapsamında 4 yıl yasal olarak istihdam edilen Türk işçilerinin, 6/1 maddenin 3. bendinden kaynaklanan, istedikleri bir istihdama başvurma hakkını kullanabilmeleri için, 4 yıllık yasal çalışmadan sonra hemen yeni bir istihdam imkânı bulmuş olmalarının gerekmediğinin, o ülkenin istihdam, piyasasına kayıtlı olmayı sürdürmek üzere gerekli formaliteleri yerine getirmek koşuluyla, ilgili üye ülkede makul bir süre kalarak iş arama hakkına sahip olduklarının belirlenmiş olmasıdır.

7.KADIMAN Davası ve ATAD’ın 17. 04. 1997 tarih ve C-351/95 sayılı kararı

Yürekleri parçalayan bir aile dramının katı hukuk kurallarıyla bir trajediye dönüşmesi bu kararla önlenmiştir. Bu karar öncesi on binlerce yaşlı insan (genellikle erkek) başta Filipinler olmak üzere üçüncü dünyanın temiz duygulu genç insanlarıyla evlenerek onların Almanya’ya gelmelerini sağlıyorlardı. Ancak bu kişiler evlilikleri 4 yıllık bir süreyi doldurmadan kısa bir süre önce yaşadıkları ülkenin yabancılar polisine giderek bu genç kişilerle beraber yaşamadıkları iddiası ve ihbarıyla bu kişilerin sınır dışı edilmesine yol açıyorlardı. Bu tür bir sınır dışı durumunda ise sınır dışı edilenlerin evlilikten doğan hiçbir hakları kalmıyordu. Bu kararla Anadolu Çocukları’nın Avrupa Sokakları’nda “Seks İçin Kullanılabilecek Bir Meta” olmaları akımına bir set çekilmiştir. Bu kararla binlerce insanımıza iki yıl süreli ve aynı çatı altında yaşayarak devam eden bir evlilikten sonra eşten bağımsız olarak oturma ve çalışma hakkı verilmesi sağlandı.

8.ERTANIR Davası ve ATAD’ın 30. 09. 1997 tarih ve C-98/96 sayılı kararı

Ertanır Kararı Almanya’daki restoranların Türk Mutfakları’nda çalışan Türk aşçıların durumlarına dönüktür. Bu insanlar 3 yıllık bir sözleşmeyle Almanya’ya geliyorlardı ve 3 yıllık sürenin sonunda ülkeyi terk etmek zorunda bırakılıyorlardı. ATAD Ertanır Kararıyla bu uygulamanın A(E)T/AB Türkiye Ortaklık Hukukuna ters düştüğü gerekçesiyle son vermiştir. Kararda şu hükümler yer almıştır:

(i) 1/80 sayılı OKK'nın 6/3. maddesi, üye devletlere uzman aşçı vb. bazı kategorideki Türk işçilerini 6/1 maddeyle sağlanan haklardan peşinen yoksun bırakacak mahiyette mevzuat düzenleme yetkisi vermemektedir:

(ii) Uzman aşçı olarak bir üye devlette aralıksız bir yıldan fazla aynı işveren nezdinde yasal olarak istihdam edilen bir Türk vatandaşı, 6/1. madde anlamında söz konusu üye ülkenin iş piyasasına dâhil ve yasal olarak istihdam edilmekte sayılır. Bu durumdaki bir Türk işçisi, çalışma ve oturma izinlerinin uzatılması sırasında söz konusu izinlerin en fazla 3 yıl süreyle ve belli bir işle sınırlı olarak belli bir işveren nezdinde verilmiş olduğuna bakılmaksızın 6/1. maddesi çerçevesinde ikamet izninin yenilenmesi talebinde bulunabilir.

(iii) 6/1. maddede belirtilen yasal istihdam sürelerinin hesabında, Türk işçisinin üye devlette geçerli bir ikamet ve çalışma izni olmaksızın geçirdiği ve Kararın 6/2. maddesi kapsamına girmeyen kısa dönemler, üye devlet yetkili makamlarının söz konusu dönemlerin yasal olup olmadığını sorgulamadan yeni çalışma ve oturma izinleri verdikleri göz önünde bulundurularak dikkate alınmalıdır.

Sonuç itibariyle, Ertanır Kararı, 1/80 sayılı OKK'nın 6/1. maddesinden kaynaklanan hakların A(E)T/AB üyesi ülkelerin ulusal hukukları çerçevesinde düzenledikleri yasal izinlerin alınması ve en az l yıl kesintisiz aynı işveren nezdinde çalışmanın tamamlanmasıyla doğacağını, ancak üye ülkelerin yetkisinin bu noktanın ilerisine geçemeyeceğini, yani bu ülkelerin 6/1. madde koşullarını sağlayan Türk işçilerine ulusal mevzuatlarını gerekçe göstererek bu maddede belirtilmeyen yeni koşullar ve sınırlamalar getiremeyeceklerini, bunun yanısıra, ulusal makamların, sınırlayıcı uygulamaları halinde kişileri önceden bilgilendirmiş olmalarının hak sahibi kişilerin haklarını kullanmasına bir engel teşkil etmediğini açıkça ortaya koymuştur.

B- Türk Vatandaşlarının ve aile bireylerinin sosyal haklarda eşit muameleye tabii olmasına ilişkin kararlar:

 1.TAFLAN (MET) Davası ve ATAD’ın 10.09.1996 tarih ve C-277/94 sayılı Kararı

Hollanda dâhil çeşitli üye ülkelerde çalışmış işçilerin dulları olan ve Türkiye'de ikamet eden Z. Taflan (kızlık soyadı: Met), S. Altun (Başer), E. Andal (Buğdaycı) isimli Türk vatandaşları, eşlerinin ölümünden sonra onların çalışmış olduğu çeşitli üye ülkelerden dulluk aylığı talebinde bulunmuşlardır. Belçika ve Alman Sosyal Sigorta Kurumlan söz konusu ödenekleri hak sahiplerine bağlamış, ancak Hollanda Sosyal Sigorta Kurumu ölümlerin Türkiye'de vuku bulduğunu, oysa Hollanda Ulusal Mevzuatı’nın dulluk ödeneği bağlanabilmesi için sigortalının ölüm tarihinde Hollanda'da ikametini öngördüğünü gerekçe göstererek dulluk ödeneği bağlamayı reddetmiştir.

Diğer taraftan, Almanya'da ikamet eden ve bu ülkede malul olan O. Kol isimli Türk vatandaşı, daha önce Hollanda'da da çalışmış olduğu için her iki ülkeden de maluliyet ödeneği talep etmiştir. Alman yetkili makamları bu ödeneği bağlamış, ancak Hollanda Sosyal Sigorta Kurumu, maluliyetin vuku bulduğu tarihte Kol'un Hollanda'da çalışmadığını ve bu nedenle Hollanda mevzuatı kapsamında olmadığını gerekçe göstererek maluliyet ödeneği bağlamayı reddetmiştir.

Yukarıda belirtilen Türk vatandaşlarıyla Hollanda yetkili makamı arasındaki ihtilaflar ulusal mahkemeye intikal etmiş ve ulusal mahkeme, söz konusu vatandaşların Hollanda ulusal mevzuatı kapsamında hak sahibi olmamakla birlikte, 3/80 sayılı OKK'nın, özellikle maluliyet ödeneklerinin koordinasyonuna ilişkin 12. maddesi ile dulluk aylıklarının koordinasyonuna ilişkin 13. maddesi kapsamında hak sahibi olabilecekleri ihtimalini değerlendirerek bu hususa açıklık getirmek üzere yukarıdaki davaları birleşik tek bir dava ve Önsorun olarak Divan’a intikal ettirmiştir.

Divan ilk soruyla 3/80 sayılı OKK'nın yürürlükte olup  olmadığının, şayet
yürürlükte ise hangi tarih itibariyle yürürlüğe girmiş olduğunun tespit edilmesinin
amaçlandığına dikkat çekerek, bu soruyla ilgili muhakemesinde aşağıdaki hususları
belirtmiştir. 3/80 sayılı OKK, yürürlük tarihine dair bir hüküm içermediği için, bu hususta söz konusu Kararın dayandığı Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik/Ankara Anlaşmasından bir sonuç çıkarılıp çıkarılamayacağı sorusu cevaplandırılmalıdır.

Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik/Ankara Anlaşmasının 6. maddesi ve 22. maddelerinin, ortaklık hedeflerine ulaşılması için gerekli tedbirleri alma yetkisini Ortaklık Konseyi’ne verdiği göz önüne alınırsa, Ortaklık Konseyi Kararları, Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik/Ankara Anlaşmasının hedeflerini uygulama amacı taşıdıkları müddetçe Antlaşmayla doğrudan bağlantılı olup, Anlaşmanın 22/1 maddesi uyarınca taraflar için bağlayıcıdır. Bu nedenle, tarafların taahhütlerinden vazgeçmeleri Anlaşmanın ciddi bir ihlali sayılır. Sonuç olarak, Ortaklık Konseyi Kararları, tarafların bu kararların uygulanması için gerekli tedbirleri alıp almadıkları hususundan bağımsız olarak taraflar açısından bağlayıcı etkiye sahiptir. Bu çerçevede, 3/80 sayılı OKK'da yürürlüğe giriş tarihine ilişkin bir hüküm olmaması halinde, Kararın kabul edildiği gün yürürlüğe girdiği ve o tarihten itibaren taraflar için bağlayıcı olduğu kabul edilmelidir.

Demirci Kararından beri birçok Divan kararında, Topluluk ile üye olmayan bir devlet arasında imzalanan bir Anlaşma hükmünün doğrudan etkiye sahip olabilmesi için Anlaşmanın, lafzı, amacı ve tabiatı itibariyle söz konusu hükmün ilave bir tedbir gerektirmeyecek ölçüde açık ve kesin bir yükümlülük öngörmesi gerektiği belirtilmiştir. 3/80 sayılı OKK, farklı üye ülkelerde çalışması bulunan Türk işçilerinin bu ülkelerdeki geleneksel sosyal güvenlik ödeneklerine hak sahibi olabilmeleri için üye ülkelerin sosyal güvenlik sistemlerinin koordinasyonunu amaçlamaktadır. 3/80 sayılı OKK'nın dayandığı 1408/71 sayılı Topluluk Tüzüğü de aynı amacı taşımaktadır. Bununla birlikte, 1408/71 sayılı Tüzüğün uygulanması 574/72 sayılı Tüzükle belirlenen uygulama tedbirlerini gerektirmiştir.

3/80 sayılı OKK, 1408/71 sayılı Tüzük ile 574/72 Sayılı Tüzüğün hükümlerine
atıfta bulunmaktadır. 1408/71 sayılı Tüzük’te genellikle prensiplerin belirlendiği,
uygulamanın ise, ayrıntılı olarak 574/72 sayılı Tüzüğe göre yapıldığı görülmektedir.
Diğer taraftan 3/80 sayılı Tüzüğün de 1408/71 sayılı Tüzüğe paralel olarak daha
ziyade genel prensipleri içerdiği, çok sayıda kesin ve ayrıntılı hüküm ihtiva etmediği
ve uygulanabilmesi için 574/72 sayılı Tüzük benzeri uygulama tedbirlerine ihtiyaç
gösterdiği anlaşılmaktadır.

Komisyon, 3/80 sayılı OKK'nın Uygulama Tüzüğü’nün çıkarılması için 8 Şubat
1983 tarihinde teklifini yapmıştır. Bu Tüzük önerisinin hükümleri, büyük ölçüde
574/72 sayılı Tüzük hükümlerine dayanmakla birlikte söz konusu öneri henüz
Konsey tarafından kabul edilmemiştir.  Bu çerçevede, 3/80 sayılı OKK'nın bazı hükümleri açık ve kesin olmakla birlikte 3/80 sayılı Kararın uygulama tedbirleri Konsey tarafından kabul edilmediği müddetçe uygulanması mümkün değildir. Kararda yer alan hükümler şöyledir:

 

(i) 3/80 sayılı OKK kabul edildiği tarihten itibaren (19 Eylül 1980) yürürlüğe girmiş olup bu tarihten itibaren taraflar için bağlayıcıdır.

 

(ii) Konsey 3/80 sayılı OKK'nın uygulanması için gerekli tedbirleri almadığı sürece, bu OKK'nın 12. ve 13. maddeleri üye ülkelerde doğrudan etkiye sahip değildir. Bu nedenle, kişiler bu maddelere dayanarak üye ülkelerde hak taleplerinde bulunamazlar.

 

Sonuç itibariyle Taflan (Met) Kararı, 3/80 sayılı OKK'nın yürürlük sorununa kesin bir çözüm getirememiş çelişkili bir karar olarak değerlendirilmektedir. Divan'ın yürürlükte saydığı bir kararın, uygulama tüzüğü kabul edilmeden uygulanamayacağını belirtmesi; 3/80 sayılı Kararın yürürlük sorununa açıklık getirmekten çok sorunu daha da karmaşık bir noktaya taşımıştır. Diğer taraftan, Taflan (Met) Kararı’nda, 3/80 sayılı OKK'nın tüm hükümleri itibariyle mi, yoksa sadece bazı hükümleri itibariyle mi uygulanamayacağı hususu da net olarak açıklık kazanmamıştır. Bu nedenle, bu OKK ile ilgili olarak Divan’a intikal eden ve 3/80 sayılı Kararın açık ve kesin biçimde muamele eşitliğini öngören 3. maddesinin doğrudan etkiye sahip olup olmadığı hususuna cevap getirmesi beklenen Sürül Davasının Kararı, bu husustaki tartışmaya yeni bir boyut getirecek olması bakımından önemlidir. Taflan-Met Kararı’nın en önemli yanı, Divanın, 3/80 sayılı OKK'nın uygulama tüzüğünün çıkarılması hususunda Konseye yükümlülüğünü açıkça hatırlatmış olması ve uygulama tüzüğünün olmamasını gerekçe göstererek 3/80 sayılı OKK'nın taraflar için bağlayıcı olmadığını iddia etmenin söz konusu olamayacağını ortaya koymuş olmasıdır.

 

2.            SÜRÜL Davası ve ATAD’ın 04. 05. 1999 tarih ve C-262/96 sayılı kararı

 

Sürül Kararı ile 3/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı tekrar gündeme gelmiştir: Bu karar yoluyla kısıtlamalar önlenmiş geriye doğru yürürlüğe konan yasa hükümleri geçerliliklerini kaybetmişlerdir. Bu anlamda eşin, öğrenci de olsa, çocuk parası alma hakkı tekrar doğmuştur. Bu hak çıkartılan bir yasa ile 1993 yılında ortadan kaldırılmıştı. Bu karara göre:

(i) Avrupa Topluluğu üyesi ülkelerin sosyal güvenlik rejimlerinin Türk işçilerine ve onların aile bireylerine uygulanmasına ilişkin 19 Eylül 1980 tarih ve 3/80 sayılı OKK'nın 3/1 maddesine göre; bir üye devlet, bu Karar kapsamında olup topraklarında ikamet etmesine izin verdiği, ancak sadece belli bir amaç ve sınırlı bir süre için koşullu bir ikamet statüsüne sahip olan bir Türk vatandaşının, ilgili üye ülkede kendisiyle birlikte ikamet eden çocuğundan dolayı aile yardımı alabilmesi için - bu ödeneğe, hak kazanma hususunda kendi vatandaşlarından sadece ikamet koşulunu talep ederken- söz konusu Türk vatandaşından ayrıca ulusal mevzuatının yabancılar için öngördüğü türde bir ikamet izni belgesine de sahip olmasını isteyemez.

(ii) 3/80 sayılı Kararın 3/1 maddesinin doğrudan etkiye sahip olduğu ileri sürülerek bu kararın alındığı tarihten önceki süreler için hak taleplerinde bulunulamaz. Ancak, bu kararın alındığı tarihten önce hak talepleriyle ilgili hukuki süreci veya buna eşdeğer işlemleri başlatmış olan kişiler işbu hükmün kapsamı dışındadırlar.

Sonuç olarak, kararda açıkça görüldüğü gibi, 3/80 sayılı OKK'nın muamele eşitliğine dair 3/1 maddesinin doğrudan etkiye sahip olduğu teyit edilmiş olup bundan böyle, 3/80 sayılı OKK kapsamında sayılan Türk vatandaşları için bu maddeye dayanarak üye ülke mahkemeleri nezdinde dava yolu açılmıştır. Diğer bir ifadeyle, şimdiye kadar tümüyle işlevsiz görülen bir Ortaklık Konseyi Kararı, muamele eşitliği gibi önemli bir maddesi itibariyle, kısmen de olsa, işlerlik kazanmıştır.

 

3.ÖZTÜRK Davası ve ATAD’ın 28. 04. 2004 tarih ve C-373/02 sayılı kararı

4.GÜROL Davası ve ATAD’ın 07. 07. 2005 tarih ve C-374/03 sayılı kararı

C- Türk vatandaşlarının yurtdışı edilmelerinin sınırlandırılmasına ilişkin kararlar:

  1.NAZLI Davası ve Kararı

Bu dava ve karar ile birlikte, AT/AB vatandaşlarını sınır dışı etme kriteri ne ise Topluluk/Birlik içinde yaşayan Türk vatandaşları için de aynı kriterlerin uygulanmasının gerekliliği hükme bağlanmıştır. Buna göre, bir AB ülkesinde 4 yıl aralıksız çalışmış bir Türk işçisi ardından bir yıldan fazla tecilli bir ceza almış olsa bile söz konusu kişi buna rağmen çalışma hakkını kaybetmez. Hapiste geçen süre hiçbir şekilde çalışma hakkını ortadan kaldırmaz. Ceza infazı sonrası ‘kısa’ bir zaman işsiz kalsa bile yeniden iş bulunca çalışabileceği aşikârdır. Bu nedenle oturum izninin uzatılması hukuken gereklidir (OKK 1/80, madde 6).

Bu karar ile T. C. Vatandaşlarının 19. 11. 1980 tarihli OKK 1/80 sayılı kararı madde 14 hükmüne göre “kamu güvenliğini tehdit etmediği sürece, sırf diğer göçmen işçilere gözdağı vermek için sınır dışı edilemeyecekleri” Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD) tarafından hükme bağlanmıştır.

2.DERİN Davası ve ATAD’ın 18. 07. 2007 tarih ve C-325/05 sayılı kararı

3.Polat Davası ve ATAD’ın 04. 10. 2007 tarih ve C-349/06 sayılı kararı

D- Ayırımcılık yasağıyla ilgili kararlar:

1.KOÇAK ve ÖRS Davası ve ATAD’ın 14. 03. 2000 tarih ve C-102/98 ve C-211/98 sayılı kararları

Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD), 14 Mart 2000 tarihinde, Almanya'da mukim İbrahim Koçak ve Ramazan Örs isimli vatandaşlarımızla ilgili olarak 9 Nisan ve 8 Haziran 1998 tarihlerinde Divan kayıtlarına girmiş olan ve konuları itibariyle benzer iki ayrı davayı birleştirerek ortak karar almıştır. 

İbrahim Koçak adlı Türk vatandaşı ile Oberfranken ve Mittelfranken Eyalet Sigorta Kurumu (Landesversicherungsanstalt) arasındaki dava, Federal Sosyal Mahkemesi (Bundessozialgericht) tarafından Önsorun olarak Divan'a intikal ettirilmiştir. 9 Nisan 1998 tarihinde Divan kayıtlarına giren davada aşağıdaki sorunun cevaplandırılması talep edilmiştir:

"A(E)T ile Türkiye arasındaki Ortaklık Hukuku (özellikle Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik /Ankara Anlaşmasının 9. maddesi, Katma Protokol’ün 37. maddesi, 1/80 sayılı OKK'nın 10. maddesi ve 3/80 sayılı Kararın 3. maddesinin 1. bendi), bir üye ülkenin kanun koyucusunun, prensip olarak, Türk nüfus kayıtlarının özel yapısını dikkate almadan, Türk göçmen işçileri için de, sigortalıya verilen sigorta numarasında kullanılan ve yaşlılık aylığı tahsisinde esas alınan doğum tarihinin, söz konusu sigortalının ilgili üye ülkenin sosyal sigorta kurumuna veya o ülkedeki işverenine verdiği ilk beyanındaki doğum tarihi ile aynı olmasını öngören mevzuatı kabul etmesini engeller" seklinde bir yorum yapılabilir mi?

Divan’a intikal eden İbrahim Koçak Davası’nda, Türkiye ile Avrupa Topluluğu'nun muamele eşitliğine ilişkin tüm hükümlerine atıfta bulunulmak suretiyle, nüfus tashihlerinde üye ülke; vatandaşları arasında muamele eşitliğini vurgulayan Dafeki Kararı’nın serbest dolaşımdaki işçiler menfaatine sağladığı olumlu yorumun Türk göçmen işçileri için de geçerli olup olmayacağı hususuna açıklık getirilmesi amaçlanmaktadır.

Almanya'da yaşayan Ramazan Örs adlı vatandaşımızla "Madenciler için Federal Sigorta Fonu" (Bundesknappschaft) arasındaki dava, Federal Sosyal Mahkemesi (Bundessozialgericht) tarafından 31 Mart 1998 tarihinde Divan’a intikal ettirilmiş ve 8 Haziran 1998 tarihinde Divan kayıtlarına giren davada aşağıdaki sorularda Divanın Önsorun ile ilgili kararı talep edilmiştir.

(i) A(E)T ile Türkiye arasındaki Ortaklık Hukuku’nda sosyal güvenlik alanında ayrımcılığı yasaklayan, Almanya'da doğrudan uygulanabilir etkiye sahip bir hüküm var mıdır?

(ii) İlk soruya verilecek cevabın olumlu olması halinde, yasaya dayalı emeklilik sigortası yardımları için esas alınan ve sigorta numarası olarak verilen doğum tarihinin Türk işçinin ulusal sosyal yardım kuruluşuna ilk kayıt yaptırdığı zaman belgelediği doğum tarihi olmasını öngören ulusal mevzuat hükmü, ortaklık hukukunun bu maddesi kapsamı dışında yorumlanabilir mi?

İlk soru ile 3/80 sayılı OKK'nın muamele eşitliğine dair 3. maddesi üye ülkelerde doğrudan etkiye sahip ise bunun Divan tarafından açıkça belirtilmesi amaçlanmakta, 2. soru ile de şayet 3. maddenin üye ülkelerde doğrudan etkiye sahip olduğu tasdik edilirse, Dafeki Kararı emsal alınarak, Türk işçilerinin nüfus tahsislerinin yetkili sigorta kurumu tarafından dikkate alınıp alınmayacağı hususuna açıklık getirilmek istenmektedir.                                                                               

Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD), 14 Mart 2000 tarihinde, Almanya'da mukim İbrahim Koçak ve Ramazan Örs isimli vatandaşlarımızla ilgili olarak 9 Nisan ve 8 Haziran 1998 tarihlerinde Divan kayıtlarına girmiş olan ve konular itibariyle benzer
iki ayrı davayı birleştirerek ortak karar almıştır. Söz konusu davalara konu olan
şahıslar, Almanya'da bağlı oldukları sigorta kurumlarına başvurarak Türkiye'de
mahkeme kararı ile tashih ettirdikleri doğum tarihleri esas alınmak suretiyle emeklilik
aylığı bağlanmasını talep etmişlerdir. Ancak; adı geçen vatandaşlarımızın bu talepleri,
yürürlükte olan Alman Mevzuatı uyarınca, sigorta kurumuna ilk kez ibraz ettikleri
doğum tarihlerinin esas alınacağı gerekçe gösterilerek kabul edilmemiştir. Adı geçen
vatandaşlarımızın, sigorta kurumlarının bu kararı üzerine açtığı davalar, ilgili ulusal
mahkemelerce Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’na (ATAD) intikal ettirilerek
vatandaşlarımızın ortaklık hukuku ve özellikle 3/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın
muamele eşitliğine dair 3/1 maddesi çerçevesinde yaş tashihlerinin kabul edilme
imkânının olup olmadığı hususuna açıklık getirilmesi talep edilmiştir. Divan,
konularının benzer olması nedeniyle birlikte değerlendirdiği bu davalarla ilgili olarak
aşağıdaki kararı almıştır:           

19 Eylül 1980 tarihinde toplanan Türkiye-AT Ortaklık Konseyi’nin almış olduğu, A(E)T üyesi ülkelerin sosyal güvenlik rejimlerinin Türk işçilerine ve aile bireylerine uygulanmasına ilişkin 3/80 sayılı Karar’ın 3/1 maddesi; bir üye ülkenin, emekli aylığının bağlanması ve bu nedenle (kişiye) tahsis edilen sosyal güvenlik numarasının belirlenmesi amacıyla ilgili kişinin o üye ülkedeki sosyal güvenlik kurumuna vermiş olduğu ilk beyanındaki doğum tarihini kati tarih olarak esas almasını öngören ve sadece, orijinali (aslı) söz konusu ilk beyandan önceki bir tarihte verilmiş bir belgenin ibraz edilmesi durumunda başka bir doğum tarihinin dikkate alınmasına cevap veren bir mevzuatı Türk işçilerine uygulamasını engellemeyeceği şeklinde yorumlanmalıdır.

Bu karar ile Türk işçilerinin bir üye ülkedeki sigorta kurumuna ilk kayıt sırasında ibraz etmiş oldukları doğum tarihinin sonradan Türkiye'den alınmış bir mahkeme kararı veya bir belge yardımıyla değiştirilmesinin mümkün olmadığı, ancak aslı Türkiye'deki bir yetkili makam tarafından (nüfus idaresi vb.), kişinin üye ülkedeki bir sigorta kurumuna ilk beyanından önceki bir tarihte verilmiş bir belgenin nazarı dikkate alınacağı açıklığa kavuşturulmuştur.

2.WÄHLERGRUPPE/BİRLİKTE Davası ve ATAD’ın 08. 05. 2003 tarih ve C-171/01 sayılı kararı

3.ÖZTÜRK Davası ve ATAD’ın 28. 04. 2004 tarih ve C-373/02 sayılı kararı

E- Hizmetin serbest dolaşımı ve yerleşim serbestîsine ilişkin kararlar:

1.SAVAŞ Davası ve ATAD’ın 11. 05. 2000 tarih ve C-37/98 sayılı kararı

1984 tarihinde 1 aylık bir turist vizesi ile İngiltere’ye gelen ve bu sürede her türlü ticari faaliyet, işe girme veya serbest çalışma izni bulunmayan Savaş, 1991 yılında oturum müsaadesi talepli bir başvuru yapmış ve fakat bu talep reddedilmiş ve Savaş’ın sınır dışı edilmesine karar verilmiş, bu karara karşı yasal yollara başvurulmuş ve bu dava İngiltere Yüksek Mahkemesi tarafından Önsorun olarak ATAD’ın önüne getirilmiştir. ATAD bu dava ve kararı ile birlikte 01. 01. 1973 yürürlük tarihli Katma Protokol’ün 41. maddesinin mevcut olayda doğrudan uygulanabileceğine karar vermiştir. Anılan madde hükmüne dayanarak ATAD akit tarafların, aralarında yerleşim serbestîsi ve hizmetin serbest dolaşımına ilişkin yeni kısıtlamalar getirmeyeceklerini karara bağlamıştır. Buna göre üye devletler, Katma Protokol’ün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mevcut haklarda, yerleşim serbestîsi ve hizmetin serbest dolaşımı ile ilgili iç hukuklarında yeni kısıtlamalara gidemeyeceklerdir (Stillhalteklausel- Mevcut haklarda lehe olan durumun korunması) ve Katma Protokol’ün yürürlük tarihinden önceki iç hukuklarında lehe olan düzenleme ve hakları muhafaza edeceklerdir. Buna aykırı uygulama, Katma Protokol’ün 41. maddesi hükmünün ihlali sonucunu doğuracağını ATAD Savaş Kararı ile hükme bağlamıştır. Bu karar ile bir sonraki aşamaya ilişkin olarak ATAD tarafından verilen ve yine 1973 yürürlük tarihli olan Katma Protokol hükümlerinin (41. madde) doğrudan uygulandığı ve dikkate alındığı kararlar sürecinin başlamış olması oldukça dikkat çekicidir, ki bu sürecin sonunda hukuken önemli ve oldukça sansasyonel olan Abatay/Şahin ve Tüm/Darı Kararları ATAD tarafından hükme bağlanmıştır.

2. ABATAY/ŞAHİN Davası ve ATAD’ın 21. 10. 2003 tarih ve C-317/01 ve C-369/01 sayılı kararları

Savaş Kararı, yerleşim serbestîsi ve hizmetin serbest dolaşımı işin önemli bir karardı. Ancak yetersiz ve dar kapsamlıydı. Bu nedenle Savaş Kararındaki eksiklik ve dar kapsamlılık ATAD tarafından Abatay/Şahin Kararı ile giderilmiş, bir başka ifade ile yerleşim serbestîsi ve hizmetin serbest dolaşımı ile ilgili olarak bir sonraki aşama başlamıştır. Abatay/Şahin kararına konu olan olay ise yabancı şoförlerin çalışma şartlarının ve yükümlülüklerinin Alman olmayan yabancıların çalışmasını düzenleyen kararname (1971 tarihli olan bu kararnamede 1993, 1996 ve 1998 tarihlerinde değişiklikler yapılmıştır) ile ağırlaştırılması, başka bir ifade ile var olan haklarının kısıtlanması sonucu ortaya çıkmıştır. Buna göre, daha önce çalışma izni arama zorunluluğu bulunmamasına rağmen yapılan değişiklik ile Almanya’da kayıtlı ve ruhsat işlemleri yapılan ve işvereni yabancı bir işletme olsa bile, bu işletmeye bağlı olan araçlarda sürücülük yapan yabancı işçiler/şoförler için çalışma izni zorunluluğu getirilmiştir. Sorun yargılama sürecinde Önsorun olarak ATAD’ın önüne gelmiştir. Yargılama sonucu ATAD, Katma Protokol’ün 41/1 maddesi ve 1/80 sayılı ve 1980 tarihli Ortaklık Konseyi Kararı’nın 13. maddesi hükümlerinin mevcut hukuki ihtilafa uygulanmasının gerekliliğine hükmetmiş ve bu meyanda iç hukukta yerleşim serbestisi ve hizmetin serbest dolaşımına sonradan yeni kısıtlamalar getirilemeyeceğine karar vermiştir. Bu karar ile birlikte Stillhalteklausel/Mevcut haklarda lehe olan durumun korunması hükmünün (Katma Protokol 41/1 ve OKK 1/80 madde 13 hükümlerinin birlikte) ATAD tarafından bir hukuki gerekçe olarak kararda işlenilmesi hukuken önemlidir ve Savaş Kararını hukuken bir adım daha genişletmiştir.

3.TÜM/DARI Davası ve ATAD’ın 20. 09. 2007 tarih ve C-16/05 sayılı kararı

Yerleşim serbestîsi ve hizmetin serbest dolaşımı konusunda ATAD’ın verdiği en son karar Tüm-Darı Kararıdır. Bu karar ATAD’ın daha önce Savaş Kararı ile başladığı ve Abatay/Şahin Kararı ile biraz daha geliştirip kapsamını genişlettiği Stillhalteklausel/ Mevcut haklarda lehe olan durumun korunması hükmünü Ortaklık Hukuku açısından kalıcılaştırmış ve bir içtihat haline getirmiştir. Veli Tüm, Almanya’dan ve Mehmet Darı ise Fransa’dan İngiltere’ye geçerek siyasi sığınma taleplerinde bulunmuşlardır. Bu talepleri yetkili kurumlar tarafından reddedilen Tüm ve Darı, Katma Protokol’ün 41. maddesi hükmünün kendilerine uygulanmasını talep etmişler ve sorun yargılamaya konu olmuş ve oradan da ATAD’ın önüne Önsorun olarak gelmiştir. ATAD, Tüm/Darı Kararı ile 1973 yürürlük tarihli Katma Protokol’ün 41/1 maddesi gereği Stillhalteklausel/Mevcut haklarda lehe olan durumun korunması hükmünü sadece usulüne uygun olarak alınan vize ile girilen Topluluk/Birlik üyesi ülkelerdeki yerleşim serbestîsi ve hizmetin serbest dolaşımında değil, bu hakları kullanmak isteyen kişilerin bu ülkelere ilk girişlerinde de dikkate alınması gerekliliğini hükme bağlamıştır. Buna göre, Katma Protokol’ün yürürlüğe girdiği tarihte Türk vatandaşları için Topluluk/Birlik üyesi ülkede vize aranmıyor idiyse ve daha sonra vize şartı getirilmiş ise bu doğrudan Katma Protokol’ün 41/1 maddesi hükmünün ihlali anlamına gelecektir. Bu durumda bu yeni kısıtlama ve düzenlemeler Türk vatandaşlarının yerleşim serbestîsi ve hizmetin serbest dolaşımında hukuken uygulanması mümkün olmayacaktır. Tüm/Darı Kararının en önemli sonucu Tüm ve Darı’nın İngiltere’ye vizesiz girmiş (iltica talep etmiş) olmalarına rağmen, 1973 tarihli Katma Protokol’ün 41/1 maddesi hükmünden yararlanmışlardır. Bu karar gereği İngiltere, kendi iç hukukunda düzenleme yapacağını ve mevcut yasaları gözden geçireceğini açıklamıştır.

G- Diğer Kararlar:

1.Yunanistan’ın A(E)T Devlet ve Hükümet Başkanlarına karşı açtığı dava ve ATAD’ın 27. 09. 1988 tarih ve 204-86 sayılı kararı

Bu dava, Ortaklık Konseyinin 2/80 sayılı Türkiye’ye 75 milyon ECU tutarında özel yardım yapılması hakkındaki kararına karşı Yunanistan, Komisyon lehine tavır koyan o zamanki ismiyle Avrupa Topluluğu, üye ülkelerinin devlet ve hükümet başkanlarını dava etmiştir. Bu dava yoluyla çok nadir olan bu yöntem ilk kez Yunanlılar tarafından kullanılmıştır. Ayrıca bugün sayıları 45’i aşan bir ortaklık A(E)T/AB-Türkiye
Ortaklık Konseyi Kararı, ATAD tarafından yorumlanmıştır. Tarihinde ilk kez bu kararla ATAD’ın Avrupa Konsey Kararlarını yorumlaması konusunda yetkili olduğu teyit edilmiştir.

Butarihi büyük adım halen Türk Hukuk Literatürü’nde yerini almamıştır. Kararın verildiği tarihte de bu olay Türkiye’deki görsel ve yazılı basında haber niteliği ile yer bulmamış ve toplum ile paylaşılmamıştır. Yunanistan o tarihte Türkiye’ye zarar vermek için böyle bir dava açmış olmasaydı bugün ATAD’da daha sonraki kararları vermemiş olacaktı. Yani sonuçta bir Ortaklık Hukuku Literatürü ve Hakları’ndan bahsedilemeyecekti. ATAD’ın 2/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararını değerlendirirken bunun, “Ortaklık Antlaşması ile doğrudan ilişkisinden ötürü (…) yürürlüğe girmesinden itibaren topluluk hukuk düzeninin ayrılmaz parçası” olduğu saptamasında bulunmaktaydı. Ne yazık ki o tarihlerde bu cümlenin ne anlama geldiği Türk Bilim Dünyası tarafından anlaşılamamıştır. Bugün çok az sayıdaki uzman bu konuyu bu doğrultuda değerlendirebilmektedir.

2.PAYIR/AKYÜZ/ÖZTÜRK Davası ve ATAD’ın 24. 01. 2008 tarih ve C-294/06 sayılı Kararı

Au-pair ve öğrenci olarak İngiltere’ye gelen davacılar part-time olarak 1 yıl çalışmışlardır. Davacıların oturum hakları sona ermesine rağmen, işverenler sözleşmeleri uzatmışlardır. Davacılar daha sonra 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın (OKK) 6/1 maddesi hükmü uyarınca iş piyasasına düzenli işçi statüsüyle dâhil olduklarını, İngiltere’ye giriş yapma sebeplerinin ve çalışma akdinin kısıtlı veya süreli olmasının bu durumda çok da önemli olmadığını bildirerek oturum ve çalışma izni talep etmişlerdir. Talep reddedilmiş ve dava yoluyla (Appeal Mahkemesi- England & Zales) ‘Önsorun’ olarak ATAD’a gönderilmiştir. Davada İngiliz, Alman, İtalyan ve Hollanda Devletleri, AB ülkesine sadece işçi olarak girmesine izin verilenler 1/80 sayılı OKK madde 6/1’den yararlanır tezini ileri sürmüşlerdir.

ATAD ise anılan karar ile ülkeye giriş amacı (au-pair, öğrenci) ne olursa olsun ülkede 1 yıl süre ile düzenli olarak, part-time veya geçici süreli sözleşme ile çalışan Türk vatandaşlarının, OKK 6/1 maddesi hükmü uyarınca oturum ve çalışma iznini kazanacaklarına dair hüküm vermiştir.

2.CAS SpA Davası ve ATAD’ın 06. 02. 2008 tarih ve T-23/03 sayılı Kararı

Dava konusu, Avrupa Komisyonu’nun 18 Ekim 2002 tarihli İthalat (gümrük) giderlerinin alınmasına ilişkin REC 10/01 sayılı kararının kısmen geçersizliğinin talebi ile ilgilidir. Dava ile ilgili yasal düzenlemeler ise 1963 tarihli Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik/Ankara Anlaşması, A(E)T Gümrük Birliği Mevzuatı, Gümrük (ithalat) giderlerinin alınmaması, Türkiye’den meyve suyu ithalatı, nakliye ve gümrük belgeleri, 1/96 sayılı karardan oluşmaktadır.

Davacı İtalyan şirketi Türkiye’den (Mersin Limanı) ithal ettiği meyve suyu için topluluk ‘tarım mevzuatından’ dolayı muaf olmayı talep etmiş buna karşılık İtalya Devleti bu talebi, verilen belgelerden birinin sahte olması sebebiyle kabul etmemiş, bundan dolayı Türkiye’den bütün ilgili belgelerin incelemesini talep etmiş ve Türkiye de söz konusu tüm belgelerin sahte olduğunu söylemiştir. Bu sonuç üzerine İtalya Devleti, ithalatçı (davacı) firmadan gerekli gümrüğün ödenmesini talep etmiştir. Bu talep üzerine davacı Şirket, kendilerinden istenen ithalat giderlerini ödememek için AB Komisyonu’ndan ‘gerekli denetim mekanizmalarını’ işletemediği ve Türkiye’yi bu yönde kontrol edemediği gerekçeleriyle ithalat giderlerinin ödenmesine dair istemin geçersizliğine karar verilmesine yönelik talepte bulunmuş ve fakat bu talep, Komisyonun 18 Ekim 2002 tarihli REC 10/01 sayılı kararı ile reddedilmiştir. Davacı bu ret kararına karşı, ithalat gider (gümrük) giderlerinin ödenmesine dair Komisyon’un 18 Ekim 2002 tarihli ve REC 10/01 sayılı kararının kısmen geçersizliğine karar verilmesini talep etmiştir.

Divan, Davacının davasının reddine karar vermiştir. Belgelerin sahteliği ile ilgili hukuki sorun iki ülke (İtalya – Türkiye) arasındaki anlaşmalara göre belirlenir, Komisyon’un görev alanına girmez. Ayrıca davacı söz konusu belgelerin sahteliğine dair herhangi bir somut belge de sunamamıştır.

H. Divanın diğer ülke vatandaşlarıyla ilgili olarak aldığı ve vatandaşlarımızla ilgili davalarda emsal teşkil edebilecek bazı kararlar

1.DAFEKİ Davası ve Divan’ın 02.12.1997 tarih ve C-336/94 sayılı Kararı

Alman Medeni Kanununun 66. paragrafı, medeni duruma ilişkin resmi
belgeleri nüfus kayıtlarıyla eşdeğerde kabul etmekte, ancak Federal Sosyal Mahkeme,
içtihatlarına dayanarak bu kuralı sadece Alman makamlarınca verileri belgelerde
uygulamakta, yabancı makamlardan alınan belgeleri ise yeniden değerlendirerek, bu
belgelerde doğum tarihlerinin farklı olması hâlinde şayet yeterli kanıt yoksa ilk
belgeyi esas almaktadır. ATAD, 2 Aralık 1997 tarihli Dafeki Kararı’nda
Almanya'nın diğer üye ülke vatandaşları göçmen işçilerinin serbest dolaşımı
çerçevesinde bu uygulamayı sürdüremeyeceğini açıklığa kavuşturmuştur. Dafeki
Kararı’nda, bir üye ülkenin yetkili sosyal güvenlik kurumlarının veya mahkemelerinin,
Topluluk vatandaşı bir göçmen işçinin sosyal güvenlik yardımlarına hak kazanıp
kazanmadığını belirlerken; söz konusu kişinin nüfus kayıtlarında, mensubu olduğu
diğer üye ülkenin yetkili makamları tarafından yapılan tashihi, bu düzeltmeyi geçersiz
kılacak somut bir kanıt olmadıkça, kabul etmek zorunda olduklarını belirtmiştir.
Sözkonusu karar, 3/80 sayılı OKK'nin muamele eşitliğine dair 3. maddesinin Sürül
Kararıyla doğrudan etkiye sahip olduğunun açıklığa kavuşturulmuş olduğu da dikkate
alınarak Türk işçilerinin de sosyal güvenlik ödeneklerinin bağlanması için esas alınan
doğum tarihinde yapılan tashihleri dikkate almayan Alman makamları nezdinde dava
açmaları için emsal teşkil edebilecektir.

2.BABAHENİN Davası ve Divan’ın 15.01.1998 tarih ve C-l 13/97 sayılı Kararı

ATAD'ın 15 Ocak 1998 tarihinde aldığı karar, AB-Cezayir arasındaki sosyal güvenlik anlaşmasının, üye ülke vatandaşlarıyla Cezayir vatandaşları arasında muamele eşitliğini öngören 39. maddesinin doğrudan etkiye sahip olduğunu, dolayısıyla muamele eşitliği prensibinin Cezayirli bir işçinin eşine maluliyet ödeneği ödenmesi hususunda da uygulanabileceğine açıklık getirmiştir.

3. MOLENAAR Davası ve Divan’ın 05.03.1998 tarihli ve C-160/96 sayılı Kararı

Almanya'da "Genel Bölge Sağlık Sigortası Fonu" (AOK) kapsamında olup Fransa'da ikamet etmekte olan Molenaar çiftinin, yetkili sigortanın bulunduğu ülke dışında ikamet etmeleri gerekçe gösterilerek sosyal bakım yardımının ödenmemesi üzerine yetkili kurum aleyhine açtıkları dava ATAD'a intikal ettirilmiş ve Divan 5 Mart 1998 tarihinde aldığı kararda, söz konusu yardımın nakdi yardım olarak nitelendirilmesinin ve 1408/71 sayılı Tüzüğün nakdi yardımın ödenmesi için sigortalı bulunulan ülkede ikameti öngörmesinin, üye ülke yetkili sigortasını bu yardımı doğrudan sağlaması yolundaki yükümlülüğünden muaf kılmayacağını belirterek sosyal bakım yardımının kişi bir başka üye ülkede ikamet etse bile yetkili kurum tarafından ödenmesi gerektiği hususuna açıklık getirmiştir.

4.DECKER VE KOHL Davaları ve Divan’ın 28.04.1998 tarih ve C-120/95 ve C-158/96 sayılı Kararları

28.04.1998 tarihlerinde alınan Decker ve Kohl Kararları’nda, bir üye ülke vatandaşının diğer bir üye ülkede yaptırdığı diş tedavisine ilişkin masrafların bağlı bulunulan sigorta tarafından karşılanması için tedavi öncesi söz konusu sigorta kurumundan izin alınması gerekmediği, bu tür bir iznin alınmasının Topluluk Antlaşmasının malların serbest dolaşımına dair 30. ve 36. maddeleri ile hizmetlerin sağlanmasına dair 59. ve 60. maddelerine aykırı olduğuna açıklık getirmiştir.

5.SALA Davası ve Divan’ın 12.05.1998 tarih ve C-85/96 sayılı Kararı

Bir İspanyol vatandaşının Almanya'da kendisine çocuk parası ödenmesi için yaptığı müracaatın söz konusu kişinin oturma izni belgesi bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesi üzerine açılan dava Bavyera Eyalet Mahkemesi tarafından ATAD'a intikal ettirilmiş ve Divan söz konusu davayı 12.5.1998 tarihinde karara bağlayarak bir üye ülkenin, "çocuk yetiştirme parası" ödenmesi için kendi vatandaşlarından sadece o ülkede ikamet şartı ararken 1408/71 sayılı Tüzük kapsamında olan diğer üye ülke vatandaşlarından buna ilaveten yerel makamlarca verilmiş bir oturma izni belgesi vb. biçimsel bir izin sahibi olmalarını istemeyeceklerini belirtmiştir.