Sorularla Vizesiz Avrupa

1. “Vizesiz Avrupa’nın Türk vatandaşlarının önemli bir bölümü için kazanılmış hak olduğu görüşüne katılıyor musunuz? Neden?  

T.C. vatandaşlarının Avrupa Birliği ile bağı, Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Anlaşması statüsündeki Ankara Anlaşması ve takiben imzalanmış olan Katma Protokol ve Ortaklık Konseyi Kararları ile kurulmaktadır. Bu anlaşma, protokol ve kararların ortak özelliği supranasyonel /uluslarüstü statüde olması ve üye devletlerin iç hukuklarının üzerinde olmasıdır. Bunların içerisinde 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokol’ün 41/1 maddesi ve 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı özellikle üzerinde çalışılması ve dikkate alınması gerekenlerdendir. Bu düzenlemeler ile gerek Türkiye’de gerekse A(E)T/AB ülkelerinde ikamet eden vatandaşlarımızın haklarının geriye götürülemeyeceği, yeni kısıtlar getirilemeyeceği (Standstillklausel, mevcut haklarda kötüleştirme yapılamayacağı ilkesi/hükmü) uluslarüstü statü ile teminat altına alınmıştır. Bu husus, kararları içtihat hükmünde olan ve tüm üye ülkeleri bağlayıcı statüsü olan Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın ( ATAD ) kararlarıyla da çok net teyit edilmiştir.

Vize hususu da hakların geriye götürüldüğü, bir başka ifade ile ‘mevcut haklarda kötüleştirme yapılamayacağı’ hükmünün ihlal edildiği konulardan biridir ve ATAD’ın Mayıs 2000 tarihli Abdülnasır Savaş Kararı, Şubat 2003 tarihli Abatay/ Şahin Kararı ve en son Eylül 2007 tarihli Tüm/ Darı Kararları ile A(E)T/AB üye ülkelerinin Türkiye’ye vize uyguladığı tarihten (ki bu tarih Almanya için 1980’dir) bugüne uygulanan ‘vizenin hukukiliği daha doğrusu hukuksuzluğu’ konusunda tartışılacak bir husus kalmamıştır.  

Bu konu ile ilgili hukuki referans noktası 1970’te imzalanan ve 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokolü’nün 41/1 maddesi hükmüdür ve bu hüküm gereği, KP’ ün yürürlüğe girdiği tarih olan 1973 yılı itibariyle bu protokolü imzalayan üye ülkelerin mevcut yasalarındaki seyahat haklarının tespit edilip, en azından bu şartların tekrar sağlanmasıdır. Katma Protokolü farklı tarihlerde imzalayan ve A(E)T/AB’ye sonradan üye olan ülkeler ise bu protokolü imzaladıkları tarihte mevcut yaslarındaki hükümleri dikkate alacaklardır.

Son dönemli bilimsel çalışmalar ile ortaya çıkan tespit (işadamı, müteahhit, doktor, bilim adamı, sanatçı, gazeteci gibi) hizmet sunanlar ile (sağlık, tedavi, eğitim, turistik amaçlı seyahat edenler) hizmet alanların da Katma Protokol ilgili hükmü içerisinde olduğu yönündedir. Bu çerçevede, vatandaşlarımızın hizmet almayı ve vermeyi amaçlayan alanlarda serbest dolaşımı ve yerleşme serbestîsi vardır.
Bugün için yapılması gereken, hukuken var olan hakların kullanılması için gerekli olan hukuki, siyasi, bilimsel ve teknik çalışmaların yapılmasıdır.

2.Bu hakkın etkin olarak uygulamaya geçirilmemesinin nedenleri nelerdir?

Maalesef 1980’li yıllarda, içinde bulunduğu şartlar nedeniyle içe kapanan Türkiye tarafından bu hukuk dışı uygulama yeterince sorgulanmamış ya da sorgulanamamıştır. Takip eden yıllarda da süregelen bu hukuk dışı uygulama, o dönemden bu yana vatandaşlarımıza bırakılmış ‘kötü bir miras’ olarak göze çarpmaktadır.

1980’li yılların başından bu yana çeşitli alanlarda hukuka aykırı uygulamalar ve kısıtlamalarla karşılaşmaktayız. Örneğin, A(E)T/AB, 1970’li yıllarda Türkiye ve Yunanistan’dan, ihraç ettikleri tekstil ürünlerinin miktarını kontrol altına almalarını ve ihracatlarını sınırlandırmalarını, hukuki olmadığı halde, talep etmiştir.

O dönemde, Türkiye bu talebi kabul etmiş ve kendi ihracatına kota koymuş, Yunanistan ise koymamıştır. Bunu takiben A(E)T tarafından başlatılan kota Avrupa’ya aynı hukuki durum ve anlaşmalar ile bağlı olan Yunanistan tarafından hukuki takip ile kaldırılmış, Türkiye ise senelerce bu kotayı kendi ihracatına uygulamış ve bugün olduğu gibi hakkını arama yolunu tercih etmemiştir. Çalışmalar sırasında Yunanistan’ın açmış olduğu davanın ve sonuçlarının da Türkiye’de tartışıldığına dair bir belgeye de rastlanılmamıştır.

Konunun daha da trajik yönü ise hala Türkiye’de ‘Türkiye’ye karşı uygulanan hukuk dışı işlemlerle’ ilgili bir araştırma, liste ya da bilimsel bir çalışmanın olmayışıdır.

A(E)T/AB Ülkelerinin Türkiye’ye karşı gerçekleştirdiği hukuk dışı uygulamaları ‘sınır dışı etme’ konusunda da görmekteyiz. 1980’den 2007 yılına kadar yaklaşık 300 bin yurttaşımız Avrupa’dan (A(E)T/AB üyesi ülkelerden) sınır dışı edilmiştir. Bu kişilerin yüzde kaçının hukuk dışı olarak sınır dışı edildiği istatistiksel olarak henüz bilinememektedir. Aslında bu süreci sorgulayan bir kurumsal yapı da bulunmamaktadır.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak bu noktada önemli olan konunun hukuki temellerini iyi bilmek ve geçmişten ders çıkararak, bugün ne yapılması gerektiğini öngörüp ve gerekli kararları almak ve harekete geçmektir.

Antlaşma, protokol ve ortaklık konseyi ve ATAD kararlarından doğan hakların, mevcut Dış temsilcilikler/Konsolosluk yapısı ile hukuken takibi mümkün değildir. Bu konuda Türkiye’nin ihtiyacı olan oluşum şudur: Yurt dışında yaşayan veya Türkiye’de yaşayıp yurt dışı ile ilişkide olan ve hukuki haklarını kullanmasında kısıtlamalar bulunan kişilere danışmanlık verecek ve tüm mahkeme süreçlerinde, bu kişilerin yanında olacak bir sosyal kurumun/organizasyonun oluşturulması. Buna örnek olabilecek bir sosyal yapılanma modeli İtalya’da bulunmakta, Patronati modeli olarak uygulanmaktadır. Ülkemizde de böyle bir kurum/birim yapılandırılmalı, ‘Nerede bir yurttaşımız var ise orada Türkiye Cumhuriyeti vardır’ görüşü ana referans olmalıdır.

3.AT/AB Yetkili mercileri bu konuya nasıl bakmaktadırlar ve gereken duyarlılığı gösteriyorlar mı?

Avrupa Komisyonu’nun (AK) bugüne kadarki tutum ve davranışlarında, A(E)T/AB-Türkiye Ortaklık Hukuku’nda Türkiye tarafına dönük hakların varlığını göz ardı ettiği ortadadır. Bunun sonucu olarak, Avrupa Komisyonu (AK) yazmış olduğu Türkiye raporlarında sadece Türkiye’nin mevcut ev ödevlerini yerine getirmediğini vurgulamaktadır. Buna karşın AB üye ülkelerinin A(E)T/AB-Türkiye Ortaklık Hukuku’ndan doğan yükümlülüklerini yerine getirmedikleri alanlarda Komisyon hiçbir bilgi vermemekte, böylece bu alanı göz ardı etmektedir. Örneğin AK, kamuoyuyla paylaştığı son Türkiye İlerleme Raporu’nda bir AB organı olmayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını, Türkiye’nin eksiklerini sıralamasında vurgularken, bir A(E)T/AB kurumu ve bu A(E)T/AB Hukukunun motor gücü sayılan ATAD’ın kararlarını göz ardı etmektedir. AK’nın ortaya koyduğu çeşitli raporlardaki bu eksikliğin, diğer eylemsizlikler ve yanlışlıklarla beraber kamuoyu ile paylaşılmasında yarar görülmektedir.

Görevlerini adil davranarak yerine getirme yükümlülüğü olan AK’unun, vatandaşlarımızın çeşitli haklarını konu edinen ATAD’ın bugüne kadar almış olduğu kırkı aşan kararlarını, raporlarını da dikkate alması ve kamuoyunu doğru bilgilendirmesi gerekmektedir. AK’nun bugüne kadar hazırladığı raporlarda bu hakları göz ardı ettiği bilinmeli ve raporlar değerlendirilirken bu husus özellikle dikkate alınmalıdır. AK’nin bundan sonra sunacağı raporlarda da bu eksikliklerin bilinciyle hareket edilmeli ve bunları giderici gerekli bilgi desteği ve ağı sağlanmalıdır.

4.AB üyesi ülkelerin yetkili kuruluşları bu duruma nasıl bakmaktadırlar? Yaklaşımlarında geçmişe kıyasla bir farklılık oluştu mu? Neden?

Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın (ATAD) Türk vatandaşlarının lehine olarak verdiği Tüm ve Darı Kararının etkileri Avrupa’da hem parlamentolarda hem de kapalı kapılar arkasında hararetli olarak tartışılmaktadır. Mehmet Darı ve Veli Tüm isimli iki vatandaşımızın ATAD’da açtıkları, vizesiz Avrupa hakkımızın önünü açan bu dava (C-16 sayı no), Avrupa Topluluğu/Birliği üye ülke hükümetlerinin gündeminde kalmaya devam etmektedir.

Alman Hükümeti, ana muhalefet partisinin ‘Alman Hükümetinin Birlik düzeyinde Türklere dönük uygulanmakta olan AB Vize Tüzüğü’nün değiştirilmesi için hangi adımları atmayı düşündüğüne’ yönelik soru önergesini tartışıyor. Ayrıca, bir yandan da ‘Türklerin sınır dışı edilmelerinde’ Avrupa Birliği Hukukunun ölçütlerinin uygulanması konusunu değerlendiriliyor.

İngiliz Hükümeti kararın ne gibi sonuçlarının olabileceğini araştırdığını kamuoyuna duyurmuştu. İngiltere’nin Türkiye Büyükelçiliği’nden 21 Kasım 2007 tarihinde yapılan açıklamayla, ‘İş kurmak isteyen Türk vatandaşlarına Birleşik Krallığa giriş izni istemelerine fırsat tanımanın en uygun yolu bulmak amacıyla tarihi yasaları yeniden gözden geçiriyoruz’ denildi. Bununla beraber aradan aylar geçmesine rağmen bir somut sonuca varılamadığı, çalışmaların sürdüğü görülmektedir. Öte yandan ‘hukukun üstünlüğünü’ sürekli vurgulayan Hollanda, Belçika ve Danimarka gibi küçük ama etkili üye ülkeler sessizliklerini ısrarla sürdürmektedirler.

5.1 Ocak 1973 tarihli Katma Protokol ile Avrupa Topluluğu Adalet Divanı (ATAD) tarafından verilmiş olan çeşitli kararların Türk vatandaşlarının ‘Vizesiz Avrupa’ hakkını elde etmeleri için yeterli midir?

Merkezi Lüksemburg’ta bulunan Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD), Avrupa Topluluğu/Birliği Hukuku’nu yorumlamaktan sorumludur ve üye ülkelerden gelen yargıçlardan ve kanun sözcülerinden oluşur.

Avrupa Topluluğu/Birlik Hukukunun uygulamasını gözetleme ve denetleme yetkisi de Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın (ATAD) görev ve yetki alanına girmektedir.

Türkiye’nin A(E)T ülkeleriyle imzaladığı 1963 tarihli Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik /Ankara Anlaşması ve 1970’te imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokol (KP), Avrupa Topluluğu/Birliği’nin bir parçasıdır. Bu temel metinler Avrupa Topluluğu/Birliği Hukukunun ayrılmaz bir parçası olmasından dolayı Akit Taraflar, firmalar ve şahısları ilgilendiren hukuki sorunlarda, bu sorunları çözmeye yetkili, üye ülkelerin, A(E)T/AB Kurum ve Organlarının, gerçek ve tüzel kişilerin bazı durumlarda ilk ve bazı durumlarda ise son derece mahkemesi sıfatıyla yönelttiği sorun ve ihtilaflarda en yüksek ve en son yargı mercii Avrupa Toplulukları Adalet Divanıdır.  

Avrupa Topluluğu/Birliği Kurum ve Organlarının ve üye ülkelerinin, kararlarına bağlı oldukları en yüksek ve son yargı mercii olan Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD), kendini A(E)T/AB-Türkiye Ortaklık Hukuku alanında da ortaya çıkabilecek yorum sorunları konusunda yetkili kılmıştır. Bazı Avrupalı ve Türk bilim insanlarının bilinçli ve sistematik saptırmalarına rağmen bu husus Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın (ATAD) 1987 tarihli Demirel Kararı (30. 09. 1987 gün ve C-12/86 sayı no) ile de teyit edilmiştir.

Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD) verilen bu yetkiye dayanarak, Ortaklık Hukuku konusunda günümüze kadar 40 aşkın davaya bakmış ve sonuçlandırmıştır. Bu kararların son tarihli olanları 20 Eylül 2007 (Tüm ve Darı – C-16/05 sayılı) ve 24 Ocak 2008 (Payır/Akyüz/Öztürk C-294/06 sayılı) tarihli kararlarıdır. ATAD’ın ‘Tüm ve Darı’ kararı ile A(E)T/AB üye ülkeleri tarafından Türk işverenlere, serbest meslek sahiplerine, öğretim üyelerine, sanatçılarına uygulanan vize gibi kısıtlamaların hukuken geçersizliği bir kez daha hatırlatılmıştır. ‘Payır/Akyüz/Öztürk’ olayı ile de üye ülkeye geliş amacı ne olursa olsun (öğrenim, Au-pair vs. ) ülkede 1 yıl süre ile düzenli olarak, part-time veya geçici süreli sözleşme ile çalışan yurttaşlarımızın bulundukları ülkede oturum ve çalışma iznini kazanacaklarına dair bağlayıcı ve çerçeve bir karar vermiştir.

Aslında, ‘mevcut haklarda kötüleştirmeye dönük uygulama ve düzenlemeler’ ile ilgili olarak Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD) 1964 yılından başlayarak, 7 değişik karar vermiş bulunmaktadır. Tüm bu kararlarda, ilişkilerde ve mevcut haklarda geriye dönmenin, kötüleştirmenin hukuken mümkün olmadığının altını çizmiştir. Bu alanda kötüleştirme yollarına başvuran ülkelerden ‘Önsorun’ olarak gelen ihtilafları da AT/AB Hukukuna göre değerlendirerek hukuki görüş ve hükümler vermiştir.

Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın bu alanda verdiği 7 karardan 3’ü Türkiye Cumhuriyeti’ne ve vatandaşlarına dönüktür. Bu 3 kararında da Avrupa Toplulukları Adalet Divanı, aleyhine dava açılan ülkelerden olan Almanya ve İngiltere’yi iç hukuklarındaki düzenlemelerinden ve taraflar arasındaki antlaşmalarda yer alan ‘mevcut haklarda kötüleştirme yasağı’ hükmünü ihlal ettikleri sonucuna ulaşmış ve bu konuda bu ülkelerin kendi iç hukuklarında gerekli düzenlemeleri yapabilmelerine olanak sağlamak için çerçeve kararlar oluşturmuştur.  

Bu noktada, ATAD’ı oluşturan birincil ve ikincil hukuk kaynaklarına göre, ATAD kararlarının sadece karara bağlanan ilgili davanın taraflarını değil, aynı konuda diğer ulusal mahkemeleri de bağlayıcı olduğu gerçeğine tekrar işaret etmek isteriz.

Yasal olan ve atıl durumdaki hukuki haklarımızın hayata geçirilmesi için Türkiye olarak, A(E)T/AB Kurumlarının ve üye ülkelerinin gerekli adımları atmasını sağlamak için çalışmak ve bu ülkelerden hukukun uygulanmasını ve vize ticaretine son verilmesini istemek gereklidir.

Bu uğraşının temel felsefesi sadece vizeyi kaldırmaya dönük sığ bir görüşü içermemektedir. Temel hedef ise Avrupa’ya da hukukun üstünlüğünü kabul ettirmek, vize yoluyla işverenlerler, bilim insanlarına, serbest meslek sahiplerine, sanatçı ve öğrencilerine uygulanan haksız uygulamayı/rekabeti ortadan kaldırmak ve Türkiye’yi Avrupa’ya taşımada önemli ve büyük bir adım atmaktır. Bir başka deyişle, meşru haklarımızı savunmak, almak, hayata geçirmektir. Unutulmamalıdır ki, meşru haklarını kullanamayanların yeni haklar elde etme şansı yoktur.

6.‘Vize kolaylığı’ neden hukuk dışı bir uygulamadır?

Son zamanlarda İtalya’nın açıkladığı belirli kesimlere ‘Kolaylaştırılmış Vize’ uygulaması sadece bir göz boyama ve hedef saptırmadır. Bu yaklaşımının mevcut vize uygulamasının hukuki dayanakları olmadığı, dolayısıyla vizenin kaldırılması gerektiği yönündeki mücadelemizi zayıflatacağı, ayrıca bu konudaki haklı çabaların sonuca ulaşmasını güçleştireceği endişesini içinde barındırmaktadır. Ayrıca, İtalya’nın ‘Kolaylaştırılmış vize’ yaklaşımının, hukuki mücadelede haklılığın ortaya çıkmaya başladığı ve sürecin bu çabaları doğrular biçimde geliştiği bugünkü dönemde gündeme getirilmesine de kamuoyunun özellikle dikkatinin çekilmesi gerekmektedir.

7.‘Vizesiz Avrupa’ için TÜGİAD’ın yaptığı çalışmalar nelerdir?

Daha güçlü bir Türkiye’ye ulaşma yolunda genç işadamlarınca, A(E)T/AB’nin bir müzakereler Birliği olduğunun bilinciyle önemli bir inisiyatif üstlenilmiştir. TÜGİAD tarafından Türk vatandaşlarının hukuken var olan, ancak AB üyesi ülkeler tarafından uygulanmayan haklarının tespit edilmesi ve yaşama geçirilmesini sağlamak için beş yıldır bilimin ışığında çalışmalar sürdürmektedir.

TÜGİAD 2003 yılından bu yana, başta Akdeniz Üniversitesi, Hamburg Üniversitesi ve Almanya ITES Araştırma Enstitüsü olmak üzere akademik kurumlarla ortaklaşa çalışmıştır. Yapılan çalışmalarda tüm kamu ve sivil kurumlara yapılan işbirliği daveti büyük ilgi görmüştür. Ülkemizin her köşesinden Barolar, sanayi ve ticaret odaları, ihracatçı birlikleri, organize sanayi bölgeleri, bölgesel ve mesleki dernekler ile fertlerden destek ve işbirliği mesajları gelmiştir.

Bu süreçte başlıca kriterler şunlardır: Doğru bilgi, detaylı bilimsel çalışma ve hukuk. Planlı ve çok yönlü olarak sürdürülen bu projedeki etkinliklerin bazıları Türkiye’de; bazıları ise uluslararası alanda gerçekleştirilmiştir;

- Son 4 yıldır Anadolu’nun çeşitli illerinde kamuoyunu bilgilendirme çalışmaları yapılmıştır. Diyarbakır’dan Bursa’ya kadar yurt dışından uzman konuklar getirilerek, vatandaşlarımıza Avrupa’daki hakları anlatılmıştır.

- Avrupa mahkemeleri ve ATAD yakından izlenerek, konuyla ilgili karar ve açıklamalar titizlikle takip
edilmiş, bilgi havuzu oluşturulmaya başlanılmıştır.

- AB nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, TBMM AB Uyum Komisyonu; AB - Türkiye Karma İstişare Komite Toplantıları gibi ayrıca Türk Makamlarının yanı sıra, Avrupa Komisyonu Başkanı Barosso gibi konuyla ilgili yetkililere de mektuplar yollanılmış ve önerilerde bulunulmuştur.

- Bu süreçte gerek basın gerekse tüm ilgili çevrelerin konuya dikkatlerini çekmek için toplantılar düzenlenmiş, sürekli doğru bilgi akışı sağlanmıştır.

- Son olarak 22 Kasım 2007’de Akdeniz Üniversitesi işbirliği ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Türkiye Barolar Birliği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) kurumlarının desteği ile “Vizesiz Avrupa ve Avrupa’da Kazanılmış Haklarımız” konulu 2 günlük bir sempozyumun düzenlenmesinde aktif katkı ve destek sunulmuştur. Sempozyumda çeşitli üniversitelerden öğretim üyelerinin yanı sıra Almanya, Avusturya ve Slovakya gibi ülkelerden de yabancı hukukçular tebliğ vermişlerdir. Bu sempozyumun sonucunda bir bildirge imzalanmıştır.

TUGİAD temel hedef olarak, AB ülkelerinin ‘hukukun üstünlüğünü’ uygulamaya geçirmelerini sağlayarak, 1973’te ve öncesinde var olan hakların hukuken olduğu gibi uygulamada da geri alınmasını görmektedir. Bu nedenle AT/AB’deki tüm üye ülkelerden tüm hakların geri alınmasına kadar hak arama çalışmalarının devam etmesini gerekli ve önemli bulmaktadır.

8.Bundan sonra ne yapmalıyız? Dışişleri Bakanlığımıza, sivil toplum kuruluşlarına, medyaya, üniversitelerimize, iş adamlarına ve AB ülkelerine seyahat eden vatandaşlarımıza düşen görevler nelerdir? Bu görevleri yerine getirebilmek için hangi kişi ve/veya kuruluşlarla işbirliği yapılabilir?

Öncelikle her şeyi devletten bekleme bakış açısının değişmesinin gerekliliği önemlidir. A(E)T/AB’nin ülkelerin Avrupa’sı değil vatandaşların Avrupa’sı olduğu gerçeğinin bilinmesi gerekmektedir. Bu çerçevede problemi yaşayan, hakkı zayii olan kişi ve kurumlar, hakkını aramak üzere gerekli girişimlerde bulunmalıdır. Bu sürecin öncelikle bir hukuki süreç olduğunun unutulmaması gerekmektedir. Ve sürecin asli unsurları, hukuk büroları ve avukatlar, yurt dışındaki mahkemeler, yargıçlar ve ilgili üst mahkemelerdir. Vatandaşlar ise haklarının zayii olduğunu tespit ettiklerinde, örneğin; bir işadamı hizmet alımı veya sunumu için AB’ de bir ülkeye kabul edilmediğinde, bu durumu belgelemeli ve ilgili ülkede avukatı aracılığıyla toplayacağı belge ve delillerle oluşturulacak dosya ile dava açmalıdır.

Tüm kesimleri ilgilendiren bu davada asıl sorumluluk, sivil toplum örgütlerine düşmektedir. Sivil toplum örgütleri konuyu öncelikli gündem maddesi olarak ele almalı ve güç birliği oluşturmalıdır.

AB ile Türkiye arasında genel siyasi söylemler ile süren teknik bir müzakere süreci vardır. Yurttaşların günlük hayatını direk etkileyen mevzulardaki hakların alınması ve kullanılabilmesi için devletlerin aralarındaki siyasi süreçleri bekleme lüksü bulunmamaktadır. Gerekli olan husus inisiyatif almaktır. Kaldı ki bu inisiyatif genel sorunların çözümüne de katkıda bulunacaktır. Böylelikle, tam üyelik müzakereleri sürecinde AB, Türkiye’ye Güney Kıbrıs gibi belirli konularda yükümlülüklerini öncelikle yerine getirmesi konusunda baskı yaparken, AB’nin Türkiye’ye karşı muhtelif yükümlülüklerini yerine getirmediğinin sivil toplum inisiyatifi ile ortaya konulması Türkiye’nin politik konumuna destek sağlayabilecektir.

Öncelikle, her meslek kuruluşu ve sivil toplum örgütünün de katılımıyla, A(E)T/AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Kararları’na ve A(E)T/AB Hukuku’na aykırı olan vize uygulamalarının kaldırılması için Avrupa Komisyonu’nu (AK) göreve davet eden bir mektupla birlikte, hukuki ihlalleri kapsayan ve somut bireysel olayları içeren dosyalar hazırlanarak Avrupa Komisyonu’na, başvuruda bulunulmalıdır. Bu yolla konu, Komisyon nezdinde gündeme geleceği için en azından güncellik kazanması sağlanacaktır. Bu durumda Avrupa Komisyonu harekete geçmek zorunda kalarak bu konuda söz konusu üye ülkeden görüş isteyebilecek ve ondan sonra da gerekirse üye ülkeyi ATAD nezdinde dava edebilecektir.

Orta vadede ise, A(E)T/AB-Türkiye ilişkilerinde mevcut olan gerçeklikte, bir supranasyonel bir statüsü olan ve Topluluk/Birlik ile imzalanmış olan antlaşma, protokoller ve ortaklık konseyi kararlarından doğan Ortaklık Hukuku’na ters düşen uygulamalar takip edilerek ortaya konulmalı ve hukuki mücadele başlatılabileceği belirtilerek sorumlu tarafların bu yanlış uygulamalara son vermeleri istenmelidir. Bu adımlar sonuç vermez ise Abatay/Şahin Kararı’na göre ATAD’a dava açma hakkı ortaya çıkmış işverenlerimizin ilgili meslek kuruluşlarımızın desteğiyle hukuki mücadele başlatması konusu ele alınmalıdır.  

9.‘Vizesiz Avrupa’ bağlamında belirtilmek veya önemle vurgulanmak istenen diğer konular nelerdir?

1980 yılından bugüne kadar olan süreçte A(E)T/AB ülkeleri tarafından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına uygulanan vize işlemleri ve diğer mevcut hakların inkârı, Türkiye’nin AB ülkeleriyle ticari, sosyal ve kültürel ilişkilerinin öngörüldüğü şekilde geliştirilmesi bakımından ciddi bir engel teşkil etmektedir. Bu durum, özellikle Türk işadamları, (ayrıca bilim insanları-araştırmacılar, serbest meslek sahipleri ve öğrenciler için de) önemli boyutlara ulaşan bürokratik sıkıntılar, zaman planlaması zorluğu, vakit kaybı ve artık göz ardı edilemeyecek seviyelere ulaşan mali yüklere yol açmaktadır. Bu engellerin tarife dışı rekabet engeli olduğunun bilinmesi gerekmektedir.

Öte yandan, mağdurlar ve hukukçularımız bugün için tüm davaları, içtihatları takip etmede zorlanabilirler ve zorlanmaktadırlar. Bu konuda tüm AB ülkelerinde, hukuki süreçleri takip eden sistematik bir yapıyı oluşturmakta geç kalınmamalıdır. Bu tip kurumlar veya yapılanmalar başka ülkelerde de bulunmaktadır. Genelde devletin direkt içinde olmadığı, sivil toplum veya yarı kamusal örgütlerle işleyen mekanizmalar bulunmaktadır. Örneğin; İtalya, yurt dışında yaşayan İtalyanların hukuki hizmetlere ihtiyaçları olduğunda, kurduğu Patronati mekanizması ile devreye girip destek sağlamaktadır.

Yurt dışında, halen vatandaşlığını koruyan, bulunduğu ülkelerin vatandaşlığına geçmiş, ya da bulundukları ülkenin yurttaşları ile yaptıkları evlilikten olan alt soylarla beraber yaklaşık 6-7 milyon (+ - 2) insanı ve 45 bin ihracatçısı olan Türkiye’nin de böyle bir mekanizma kurma mecburiyeti vardır. 40 ülkeye göç vermiş Türkiye’nin A(E)T/AB üye ülkeleri ile ilişkilerinde hukuki hakların dengeli bir şekilde gözetilmesine katkıda bulunmak amacıyla bu alanda organize olmuş ve bu alanı kendine hedef seçmiş ciddi ve bilimsel destekli bir kurumlaşma gereği ortaya çıkmıştır.

Sonuç olarak, vatandaşlarımızın yurt dışındaki tüm haklarını aramak için İtalya’daki Patronati modeli benzeri ve bilimsel çalışmayı hedef kabul etmiş yeni bir kurumsal yapı oluşturulması elzem ve önemlidir. “Dünyanın neresinde bir yurttaşımız varsa, Türkiye oradadır” dedirtecek bir kurumsal-sosyal bir yapı ile tüm vatandaşlarımızı kapsayan ve onların yaşadıkları ülkelerdeki haklarını arama ve savunmada yol gösterecek, destek olacak bir kurumsal yapının oluşması çok önemlidir.

10.‘Vizesiz Avrupa’ talebinin hukuki dayanakları nelerdir? Vize neden hukuk dışı bir uygulamadır?

1963 tarihli ‘Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Anlaşması’ statüsündeki Ankara Anlaşması ve 1970 yılında imzalanan ve 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol ile 1980 tarihli A(E)T-Türkiye Ortaklık Konseyi Kararları (1/80) temel hukuki dayanaklardır. Bu dayanakların ortak özelliği supranasyonel /uluslar üstü statüde olması ve üye devletlerin iç hukuklarının üzerinde olmasıdır. Bunların içerisinde 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokol’ün 41/1 maddesi ve 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı özellikle üzerinde çalışılması ve dikkate alınması gerekenlerdendir. Bu antlaşmalar ile gerek Türkiye’de gerekse AB ülkelerinde ikamet eden vatandaşlarımızın haklarının geriye götürülemeyeceği, yeni kısıtlamalar getirilemeyeceği (Standstillklausel, mevcut haklarda kötüleştirme yapılamayacağı ilkesi/hükmü) uluslarüstü statü ile teminat altına alınmıştır.

Bu husus, kararları içtihat hükmünde olan ve tüm üye ülkeleri bağlayıcı statüsü olan Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın ( ATAD ) kararlarıyla da çok net teyit edilmiştir.

Vize hususu da hakların geriye götürüldüğü, bir başka ifade ile ‘mevcut haklarda kötüleştirme yapılamayacağı’ hükmünün ihlal edildiği konulardan biridir ve ATAD’ın Mayıs 2000 tarihli Abdülnasır Savaş (C-37/98), Şubat 2003 tarihli Abatay/ Şahin (C-317/01 ve C-369/01) ve en son Eylül 2007 tarihli Tüm/ Darı (C-16/05) Kararları ile AT/AB üye ülkelerinin Türkiye’ye vize uyguladığı tarihten (ki bu tarih Almanya için 1980’dir) bugüne uygulanan ‘vizenin hukukiliği’ daha doğrusu ‘hukuksuzluğu’ konusunda tartışılacak bir husus kalmamıştır.

11.‘Vizesiz Avrupa’ çalışmasını başlatan ve bu sürece destek veren kişi, kurum, kuruluş, organizasyon ve sivil toplum örgütleri kimlerdir?

‘Vizesiz Avrupa’ çalışmasına destek veren başlıca kurumlar şunlardır:

·Akdeniz Üniversitesi

·Tügiad (Türkiye Genç İşadamları Derneği)

·ATA Enstitüsü- ITES (Institut für Türkisch - Europäische Studien )

·Avrupa Türkleri için Serbest Dolaşım İnisiyatifi

·ATAD Kararlarına konu olan vatandaşlar

·TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi)

·TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu)

 12.Vize mağduruyum, ne yapmalıyım?

Vize mağduru olan veya bu sorunu aktif olarak yaşayan, hakkı zayii olan kişi ve kurumlar, hakkını aramak üzere gerekli girişimlerde bulunmalıdır. Bu sürecin öncelikle bir hukuki süreç olduğunun unutulmaması gerekmektedir. Ve sürecin asli unsurları, bu alanda uzman, A(E)T/AB Hukuku ve Ortaklık Hukuku’nu iyi bilen hukuk büroları ve avukatlar, yurt dışındaki mahkemeler, yargıçlar ve ilgili üst mahkemelerdir. Vatandaşlar ise haklarının zayii olduğunu tespit ettiklerinde, örneğin; bir işadamı hizmet alımı veya sunumu için AB’ de bir ülkeye kabul edilmediğinde ya da bir serbest meslek sahibi (avukat, gazeteci vs. ), bir bilim insanı-araştırmacı veya öğrenci, sporcu ve sanatçı ‘seyahat hakkı, oturum, yerleşim veya hizmet sunumu veya alımı ile ilgili vize sorunlarında, bu durumu belgelemeli ve ilgili ülkede uzman hukuk büroları veya bu konuda tecrübeli ve bilgili avukatlar aracılığıyla toplayacağı belge ve delillerle oluşturulacak dosya ile dava açmalıdır. Gerektiğinde iç hukuk yolları sürecinde sorun giderilmesi için ihtilafın bir ‘ÖNSORUN’ olarak ATAD önüne götürülmesini yerel mahkemeden talep edip, çözüm için ATAD‘ın bu konuda bir karar vermesi süreci işletilmelidir.